Çini Sanatı

Çini, bir yüzü sırlı, su geçirmez bir tabaka veya cam ile seramiğin ateşle birbirine kaynaştırılması sonucu ortaya çıkan levha.

Türk çini sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılara kadar dayanmaktadır. Bu da çini sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.
Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları çiniyi mimari süslemelerde sıkça kullanmış, Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra, çini sanatında Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır.

İznik Çinisi
Ana madde: İznik Çinisi
İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Camii ve türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camii’nde (1426), Edirne Muradiye Camii (1433) ve Çinili Köşk’te (1472) görülebilmektedir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya teknikleri ile üretilmiş çinilerdir. Bu dönem çinilerinde lacivert, mavi, turkuaz, siyah renkleri ağırlıktadır ve daha çok geometrik desenler kullanılmıştır. Bu dönemde, mimaride kullanılan duvar çinilerine kâşi, süs ve mutfak eşyası çinilere ise evâni deniliyordu.

16. yüzyılda İznik’te üretilen çinilerde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde büyük gelişmeler olmuş ve Türk çini sanatı en parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı, mozaik gibi teknikleri bırakmış sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir. Bunun yanı sıra saray nakkaşhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilmeye başlanmıştır. Kırmızı, yeşil, mavi, lacivert, turkuaz ve kahverenginin kullanımıyla İznik çinilerinde yeni bir devir yaşanmaya başlanmıştır.

Kütahya Çinisi
Kütahya’da ilk çini örnekleri 14. yüzyılın sonlarında görülmeye başlanırken çinide asıl ilerleme İznik’in çini sanatının zirvesinde olduğu 16. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlar. Özellikle İstanbul’un çini ihtiyacını karşılamak için Kütahya’da çini atölyeleri kurulmuş, Osmanlı’nın gerileme dönemiyle beraber İznik’te çinicilik de aynı hızda gerilemeye başlamıştır. 18. yüzyılda çinicilik sanatının İznik’te tamamen kaybolmasıyla Kütahya bu alanda faaliyet gösteren tek yer olmuştur. Osmanlı’da çiniciliğin en güzel ve son örnekleri Hafız Mehmed Emin Efendi’nin elinden çıkmıştır.
kütahya çinisi

Milet işi
Kırmızı hamurdan yapılmış beyaz astarlı Osmanlı dönemi seramikleri milet işi adı altında bilinmektedirler. Ak çini olarak da adlandırılan bu eserlerin bezemeleri siyah, kobalt mavisi, patlıcan moru ve firuze gibi renklerde olabilmektedir.
Milet işi çini

Haliç işi
Haliç işi, 15. yüzyıl sonuyla 16. yüzyıl başlarında daha çok vazo, kase, tabak, kandil gibi biçimlerde üretilmiş, mavi beyaz Osmanlı seramiği.

Haliç işi seramik, diğer Osmanlı mavi beyaz seramiklerinden spiral dallar üzerindeki küçük çiçek ve yaprak ögelerinden oluşan mavi, sonra türkuaz ve siyah renkler de kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Eremya Çelebi Kömürciyan gibi yazarlar Bizans döneminden beri Haliç kıyısındaki Hasköy’de Keramitya olarak adlandırılan yerde kiremit imalathanelerinin olduğunu ve Ayvansaray’da kaliteli seramik üretildiğini belirtmektedir.

İznik ve Kütahya’da yapılan kazılarda da çok sayıda Haliç işi seramik çıkarılmıştır. Konuyla ilgili eldeki belgelerde açıklık da yoktur. Bu nedenle Haliç işi seramiğin gerçekten Haliç’temi yoksa İznik ya da Kütahya’da üretildiği halde yanlış olarak mi haliç işi ismi takıldığı bilinmemektedir.
Haliç işi Çini Sanatı

Makrome Nedir? Makrome nasıl yapılır?

Uzun yıllardan beri bilinen ve el maharetine dayanan makrome (Macramé), ara sıra popüler olmasına rağmen bazıları için hep vazgeçilmez olmuştur. Özellikle farklı teknikleriyle güzel ve yaratıcı çalışmalar için elverişli olan makromenin ne olduğunu, makrome duvar süslerinin nasıl yapıldığını birlikte inceleyelim.


Makrome nedir?

Makrome, düğümleme (dokuma veya örgü yerine) teknikleri kullanılarak üretilen bir tekstil şeklidir.

Makromenin atılan düğümleri kare veya resif düğümüdür. Bıçak kulplarından şişelere, gemilerin parçalarına kadar her şeyi kapsayacak şekilde, özellikle ayrıntılı veya dekoratif düğüm biçimlerinde denizciler tarafından uzun zamandır kullanılmakta.

Cavandoli makrome, dokuma gibi geometrik ve serbest biçimli desenler oluşturmak için kullanılan bir çeşittir. Cavandoli tarzı temel olarak tek bir düğümde, çift yarım aks düğümü şeklinde yapılır. Ters yarım aksanlar bazen dengeli bir parçanın sağ ve sol yarısında çalışırken dengeyi sağlamak için kullanılır. Deri veya kumaş bantlar, genellikle makrome teknikleriyle oluşturulan başka bir aksesuardır. Gençler arasında takas edilen çoğu dostluk bileziği bu yöntem kullanılarak oluşturulmuştur. Tema parklarında, alışveriş merkezlerinde, mevsim fuarlarında ve diğer halka açık yerlerde bulunan satıcılarda da makrome ile örülmüş takılar veya dekorasyon ürünleri satılabilir.

Makromede kullanılan malzemeler pamuk sicim, keten, kenevir, jüt, deri veya iplikten yapılmış kordonlardır. Kablolar, birlikte bükülmüş üç uzunlukta elyaftan yapılmış, 3 katlı bir kablo gibi yapıyla tanımlanır. Kullanım amacına göre bazen düğümler arasına renkli pullar, taşlar ya da boncuklar eklenerek farklı tarzlarda özgün ürünler oluşturulabilir.

Duvar askıları veya pencere kaplamaları gibi daha büyük dekoratif parçalar için, işlenmesi kolay düzinelerce kablo yayılmasına izin veren ahşap veya metal bir dübel üzerinde bir makrome çalışması başlatılabilir. Daha küçük projeler için, basit bir mantar tahtası da yeterli gelecektir. Birçok hobi ya da zanaat mağazası hobi sahipleri veya yetenekli zanaatkarlar için yeni başlayanlar için kitler, çalışma panoları, boncuklar ve çeşitli malzemeler sunmaktadır.

Makrome Nasıl Yapılır?
Makromede esas olan şey el yeteneğidir. Bu nedenle düğüm atılırken akılda tutulması gereken altın kural, ipin gergin olmasıdır. Çift düğümle çalışılan kare düğüm ile makrome yapacaksanız dört iplikle örgü yapmanız gerekmektedir. İp, ortadan ikiye katlanarak sabit yere geçirilir. Bu şekilde ipler dizilir.

En sağdaki ip diğerlerinin üzerine gelecek şekilde tutulur ve diğerlerinin üzerinden alınıp alttan geçirilir, alttaki boşluktan ip çıkarılır ve sıkıca çekilerek düğüm atılır. Aynı şekilde soldan ve tekrar sağdan olmak üzere motife devam edilir.

Sarmal yapı için ise biraz daha farklı bir düğümleme tekniği kullanılır. İp ortadan ikiye katlanarak yine makrome tahtasına sabitlenir. Ardından iplerden biri gergin olarak eldeyken diğer ip bunun üzerine konur, gergin ipin altından kavis yaparak ip geçirilir ve boşluktan çekilerek düğüm atılır. Tek bir yön üzerinden gidilerek de sarmal yapı tamamlanır.

Bu iki temel tekniği, düğümlerini atmayı iyice öğrendikten sonra örmek istediğiniz şeyin uzunluğuna göre iplerinizi hazırlayıp düğümleri kombinleyerek özgün motifler yaratabilirsin. Bu yazı için seçtiğimiz duvar süsü modellerinde de bulabileceğin gibi kendin yap köşenize yeni bir el emeği ürün kazandırabilirsin.
Makrome Saksılık
Son dönemlerde makrome duvar süsü modelleri bohem dekorasyon tarzını benimseyen kişiler tarafından tekrar popüler hale getiriiyor. Evini bohem dekorasyon tarzıyla yenilemek istiyorsanız, deneyimli tasarımcılarımızdan destek alabilirsiniz.

Rölyef Nedir ve Rölyef Çeşitleri

Rölyef Nedir?
Rölyef, Fransızca bir kelimedir. Yüzeyde çökertme ya da yükseltme şeklinde yapılan sanatsal çalışmalara verilen genel bir isimdir. Kısaca kabartma da denilmektedir.

Kabartma eserler, tarihi yapıların veya insan figürlerinin boyutlandırılarak oluşturulması ile ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde oluşan kabartma eserler anlam ve sanatsal değer kazanmaktadır.

Rölyef’in Kullanım Alanları
Rölyef, hayatın birçok boyutunun yansımasıyla çeşitlilik kazanmıştır. Sanat dalları dahil olmak üzere, endüstri, tarım ve günlük hayatta kullanıma açıktır.

Rölyef sanatsal süslemelerinin, mimari eserlerde taşlara ve mermerlere yapıldıkları görülmektedir. Kabartma, şamdan ve kapı tokmağı gibi madenden yapılmış eşyalarda ve kapı, pencere kanadı ve rahle gibi ahşap işlerinde kullanılmıştır.

Ayrıca kabartma sanatı ile takı tasarımları, resim, heykeltıraş alanlarında karşılaşmak mümkündür. Teknik resim ve gıda sektörlerinde de kullanımı yaygındır.

Kabartma’nın Teknik Olarak Çeşitleri
Kabartma; alçak kabartma, yüksek kabartma ve rond-bos kabartma olarak üçe ayrılmaktadır.

Alçak kabartma, para ve madalyon gibi yüzey düzleminden çok az ayrılan kabartmadır.
Yüksek kabartma, eski Türk evleri, iç mekânlar ve insan figürleri gibi yüzey düzleminden oldukça fazla yükselen kabartmadır.
Rond-bos kabartma ise kabartmadan daha çok bir heykeli andıran yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kağıt kesme tekniği çalışmaları, sanata farklı bir boyut kazandırır. Sanatsal boyutun aşamalarında zaman zaman resim, heykeltıraş, mimarlıkla bütünleştiğini de söyleyebiliriz.

Kabartma’nın Doğal Olarak Çeşitleri
Kabartma’nın, doğal manada dört çeşidi bulunmaktadır.


Alüminyum Kabartma
Çizim araçları malzemeleri ile önden ve arkadan çizimle alüminyum üzerine yapılan kabartmalardır.


Bakır Kabartma
Bakır malzemeden yapılır ve alüminyum kabartma ile benzerlik gösterir. Aralarındaki en büyük fark, bakır kabartma çalışmasında farklı eskitme tekniklerinin kullanılmasıdır.


Ahşap Kabartma
Kabartma’nın ahşap zemin üzerine işlenmesi olarak tarif edilebilir.


Kağıt Kabartma
Bir fotoğrafın veya kartpostalın katman şeklinde tek tek kesilerek, üst üste konulmasıyla elde edilir.

Kağıt Rölyefler
Kâğıt kabartma ürünleri olarak bilinen kaat-ı sanat tablolar, popüler olan sanat eserleri arasında yer almaktadır.

Sanat ile tasarımı yeniden yorumlayan Lavi Tasarım, kâğıt sanatı tablolara ayrı bir önem vermektedir.

Özenle, sabırla ve sevgiyle hazırladığımız kaat-ı sanatı tablolarımızı sitemizden inceleyebilirsiniz. Aklınıza takılan soruları hiç çekinmeden sorabilir ve güvenle sipariş verebilirsiniz.

OSMANLI DÖNEMİ ve SERAMİK SANATI

Türklerin İslamiyet’i kabulü ve daha yerleşik düzende yaşamaya başlamalarıyla, seramik sanatında da önemli gelişmeler sağlanmaya başlanmıştır. Türklerin Anadolu’yu ele geçirmesinden sonra seramik sanatı, bu bölgede 8.000 yıldır süregelen geleneği de bünyesine katmış ve yepyeni bir boyut kazanmıştır. Bu sentezin sonucunda özellikle Kütahya ve Çanakkale önemli seramik üretim merkezleri hâline gelmiş, çini yanında hayvan şekilli kaplar Çanakkale seramiklerinin simgesi olmuştur.

Yine de, Osmanlı seramik sanatının doruk noktası İznik’tir. Bu üretim merkezleri zaman içinde gerilemiş ve ışıltısını kaybetmiştir. Ancak Cumhuriyet ile Türk Seramik Sanatı yepyeni bir döneme girmiş ve gerek eski Anadolu Medeniyetleri, gerek ise Türk-İslam geleneğinden gelen birikimi harmanlayarak gelişimini sürdürmüştür.

Sanat tarihinde ‘Çini’ İslam mimarisini ve ona paralel gelişen seramik sanatını çağrıştırmaktadır. Türk, İran, Moğol, Arap ve Berber asıllı toplumların Orta Asya’dan İspanya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada 7. yüzyıldan çağımıza kadar geliştirdikleri çini ve seramik sanatı, devir ve ülkelere göre farklılıklar ortaya koyar. Bu gelişme çizgisinde Selçuklu’dan Osmanlı devri sonuna kadar çini ve seramik sanatı oldukça özgün ve ilklere damgasını vuran özellikler sunar. İslam sanatında farklı bölge ve devirlerde görülen yeniliklere rağmen, müşterek detaylar, süsleme ve mimari özellikler dikkati çeker.

14. yüzyılın başında, Selçuklular’ın Anadolu’daki egemenliğinin sona ermesiyle başlayan dönemde, Karahanlı ve Aydınoğulları Beylikleri, inşa ettikleri eserlerde çini-mozaik tekniğini ve yıldız biçimindeki sırlı tuğla geleneğini sürdürmüştür. Aynı dönemde giderek güç kazanan Osmanlı Beyliği ise, siyasi açıdan hızla gelişirken mimari ve sanat alanlarında da görkemli örnekler vermektedir.

15. yüzyıldan itibaren Osmanlılar Anadolu’nun büyük bir bölümüne hâkim olmuştur. Bu güç değişimi, kabaca iki yüz yıllık bir devri kapsayan dönemin “Beylikler ve Erken Osmanlı Devri” olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Sanat anlayışının değişmeye ve gelişmeye başladığı erken Osmanlı devrinde, Klasik Osmanlı sanatının da temelleri atılmıştır. Selçuklu döneminde çini üretim merkezi Konya iken, 15. yüzyıldan itibaren başta İznik olmak üzere Kütahya, Bursa ve İstanbul gibi merkezler öne çıkmıştır.

İznik Yeşil Cami minaresinin sırlı tuğla bezemeleri dönemin güzel örneklerindendir.

Bursa Yeşil Külliye’de sırlı tuğlalar çini mozaik tekniği ile beraber kullanımlarıyla dikkat çeker. 1436’da Edirne’de yapılan Muradiye Cami, bir yandan geleneksel iç mekan anlayışını sürdürürken, öte yandan yeni arayışların da habercisidir. Çini-mozaik tekniğinin uygulandığı son mimari örnek Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı Sarayı içinde inşa ettirdiği Çinili Köşk’tür. Renkli sır tekniğinin İstanbul’daki son örneği ise 1548 tarihli Şehzade Mehmed Türbesi’dir 16. yüzyılın ilk yarısından itibaren sıraltı tekniğinin uygulandığı, iç ve dış mekânlarda çoğunlukla İznik’te üretilen çinilerin kullanıldığı görülür.

Bu tarihten itibaren yüzyılı aşkın bir süre İznik, Osmanlı’nın en önemli çini ve seramik merkezi olmuştur.

Büyük ve önemli yapıların çini tasarımları Fatih Sultan Mehmet’in sarayda kurduğu Nakkaşhane’de mimarbaşının denetiminde ustalar tarafından hazırlanmakta ve İznik’teki atölyelerde üretilmektedir. İslam dünyasında uzun bir geçmişe sahip olan fritli seramik geleneği İznik’te onu diğer merkezlerden ayıran en önemli özellik olarak ortaya çıkar.

Bütün üretim aşamaları; seramik hamurunun hazırlanması, kullanılan hammaddeler, pişirim teknikleri, astar, boya ve sırlar, zengin renk yelpazesi, karakteristik desenler, hepsi bir araya gelerek İznik seramiklerinin sihrini yaratır ve eşsiz kılar Sert ve kaliteli beyaz hamur, pürüzsüz bir yüzey, şeffaf ve kırmızı sır 16. yüzyılın ikinci yarısında İznik seramiklerinin karakteristik özelliği olmuştur. Günümüze ulaşan sayısız örneklerde ustaca kullanılmış fırça darbelerini, detaylı bezemeleri, özgün stilizasyonları, sırlardaki renk kalitesini görmek mümkündür. Ayrıca İznik kazılarında bugüne kadar bilinmeyen renk ve desenlerde binlerce parçanın yanısıra fırın kalıntıları da bulunmuştur.

Bahar dalları, laleler, karanfiller gibi çiçek motifleri, yelpaze yapraklar, ağaç dalları, salkımlar ve çeşitli rozetlerden meydana gelen bezemeleri radyal düzende kalın çizgiler, kalın şeritler ve geometrik süslemeler takip etmektedir. Dekoratif kuş figürleri de yavaş yavaş çiniler üzerinde yerlerini almaya başlar. Bunların yanısıra tavşan, balık, geyik gibi hayvan betimlemeleri, hayvanların av ve mücadele sahneleri, neshi ve küfi yazılar İznik çinilerinde işlenilen başlıca konular olmuştur. İznik seramiklerinin kalitesinin bozulduğu ve gerilemeye başladığı dönemi Şerif Günyar şu sözlerle özetlemektedir; “Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme döneminde, sarayın hem sanatsal hem de finansal desteğini çekmesi İznik’teki seramik üretimi için sonun başlangıcı olmuştur. Üretim giderek kalitesini yitirmiş, kullanım olanakları giderek daralarak, ithal ürünlerle rekabet edememeye başlamıştır.

Ülkenin bozulan ekonomisi doğrultusunda, siparişlerin azalması, imalathane sayısında düşüşlere neden olmuş ve üretim 18. yüzyılda tamamen sona ermiştir.” İznik atölyelerinin gerilemesiyle birlikte, Frigler’den beri bir seramik üretim merkezi olarak kabul edilen Kütahya’ya da zaman zaman çini sipariş edilmeye başlanır. Kütahya seramiklerinde hamur farklılığının yanısıra, desenlerde de üslupsal farklılıklar dikkat çeker. İznik çinilerinin görkeminden uzak olmakla birlikte, sarı renk tonlarının belirginleştiği bu çiniler Üsküdar Yeni Valide Cami’nde, Kütahya Hisarbey Cami’nde ve Topkapı Sarayı’nda bolca kullanılmıştır. Kütahya çinileri yine aynı dönemde Ermeni kiliselerinde de kullanım alanı bulmuştur. Çiniler dışında aynı dönemlerde üretilen seramikler de gerek form gerekse renk kullanımı açısından İznik seramiklerinden farklıdır.

Kütahya seramiklerinde beyaz çamur ve sıraltı tekniği benimsenmiştir.

18. yüzyılda Kütahya’da üretilen seramiklerde yeşil, kobalt, turkuaz ve kırmızının yanı sıra, sarı ve mor gibi renkler de kullanılmıştır. Beyaz ya da krem renkli, beyaz astarlı, çoğunlukla şeffaf sırlı bu seramiklerde stilize edilmiş bitkisel motifler, insan ve hayvan figürleri, dinsel konular betimlenmiştir.

Üretilen formlar ise küçük tabaklar, fincanlar, mataralar, gülabdanlar, yüzey karoları ve askı toplarıdır. Sadece renk ve desen bakımından değil, form bakımından da etkileyici bir zerafete sahip olan Kütahya çini ve seramik üslubu Türk seramik sanatının yarattığı son orjinal üslup olarak kabul edilmektedir. 19. yüzyıla gelindiğinde, gerek yapı etkinliğinin giderek azalması, gerek hamur ve bezeme açısından kalitenin düşmesi sonucunda Kütahya çiniciliği de gerilemeye başlar, yüzyılın sonunda ise neredeyse tamamen yok olur.

Üretimi günümüzde neredeyse tamamen duran Çanakkale seramikleri, gerek üslup, gerekse desen ve renk açısından Türk seramik sanatına büyük yenilikler getirmiştir. Kaba kırmızı, ender olarak da bej hamurlu, sıraltı tekniğiyle bezeli Çanakkale seramikleri ilginç desenleriyle dikkat çeker. 17. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar İznik ve Kütahya seramiklerinden oldukça farklı biçim ve sırlama anlayışlarıyla çeşitli özgün örnekler ortaya konulmuştur. Gönül Öney, Çanakkale seramikleriyle ilgili şunları söylemektedir;“18. yüzyıl Çanakkale seramiklerinde desenler serbest fırça darbeleriyle verilmiştir.

Soyut çiçek motifleri, rozetler, benekler, yelkenliler, kalyonlar, camiler, köşkler, kuşlar, balıklar, hayvan betimlemeleri büyük bir ustalıkla özlü ve soyut şekilde işlenmiştir.” Çanakkale seramiklerinin önemli bir özelliği de ürün çeşitliliğidir. Küp, ibrik, testi, vazo, şekerlik, saksı, mangal, çanak, çömlek, tabak, matara, şamdan, fincan, lamba, hokka, demlik, hayvan veya insan biçimli dekoratif ürünler gibi çok çeşitli seramikler yapılmıştır.

Form çeşitliliği renklendirme ve sırlama da da kendini göstermektedir. Tek renk sırlı olanlar gibi, üst üste akıtma şeklinde çok renkli örneklere de rastlanmaktadır. Kimi örneklerde sır üstü yaldızlı dekorlamalar dikkat çekmektedir. Bazı geç tarihli örneklerde ebruli renkler de bulunmaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyıl başı Çanakkale seramik örnekleri çoğunlukla zevksiz ve abartılı desenler sergiler. 19. yüzyıldan itibaren, giderek Batılılaşma hareketleri ve başta saray çevresi olmak üzere yemek ve sofra alışkanlıklarının değişmesi porselen sofra eşyası kullanımını gündeme getirmiştir. Aynı dönemde Osmanlı toprakları içerisinde porselenin hammaddesi olan kaolin yataklarının işletilmeye başlaması da porselen üretimine geçişi hızlandırır.

“1845’de Boğaz’ın Anadolu yakasında, Beykoz yakınlarında İncirli’de Ahmed Fethi Paşa tarafından açılan bir imalathanede “Eser-i İstanbul” damgasını taşıyan duvar çinileri, tabaklar, sürahiler, kapaklı bardaklar üretilmeye başlanır. Bu eserler Osmanlı zevkini yansıtan çiçek ve bitki motifleriyle süslenir. İmalathane, sahibinin ölümüne dek yaklaşık 20 sene hizmet verir.”

1892’de Sultan II. Abdülhamit, Yıldız Sarayı’nın bahçesinde yeni bir porselen imalathanesi açılmasını ister.

Sevres Fabrikası, İstanbul’a mühendis ve ustabaşlarını yollar hatta seramik çamuru ve gerekli diğer malzemeleri de sağlayarak üretimi başlatır. Ay-Yıldız damgalı porselenler hem sarayın ihtiyaçlarını karşılamak hem de yabancı elçi ve hükümdarlara seçkin armağanlar vermek amacıyla üretilir. Son derece dekoratif parçalar, tabaklar, vazolar, levhalar çoğunlukla büyüleyici İstanbul manzaralarıyla süslenir ya da padişahın portresini veya tuğrasını resmeder. Yıldız Porselen Fabrikası 1909’da II.Abdülhamit’in tahttan inmesiyle kapanır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde başta İznik, Kütahya ve Çanakkale merkezleri başta olmak üzere özellikle İslamın etkisiyle mimari yapı süslemeleri, dekoratif ürünler, sofra eşyaları gibi çok sayıda seramik ürünler verilmiştir. Bunu takip eden dönemde Cumhuriyet ile Türk Seramik Sanatı yepyeni bir döneme girmiş ve gerek eski Anadolu Medeniyetleri, gerekse Türk-İslam geleneğinden gelen birikimi harmanlayarak gelişimini sürdürmüştür. Günümüzde Çağdaş Türk Seramik Sanatı ve endüstrisi Anadolu ve Türk kültür tarihinin birikimiyle gelişimini sürdürmekte ve dünyada hakettiği yeri almaya çalışmaktadır.

 

0 WooCommerce Floating Cart

No products in the cart.